![]() |
|
|||||||
| Anasayfa | Forum | Oyunlar | Kayıt ol | Yardım | Üye Listesi | Ajanda | Arama | Bugünki Mesajlar | Forumları Okundu Kabul Et |
| Bilgilendirme Alanı |
| Sağlık Sağlık konularıyla ilgili paylaşımları bulabileceğiniz forum alanıdır. |
![]() |
|
|
LinkBack | Seçenekler | Arama | Stil |
|
|
#1 (permalink) | |||||||||||||||||
|
01. HANGİ DURUMDA ÇOCUĞUMUN BURNUNA BİR ŞEYLER SOKTUĞUNDAN ŞÜPHELENMELİYİM ? Burun deliklerinin herhangi birinden uzun zamandan beri koyu kıvamlı, sarı- yeşil renkte ve pis kokulu bir akıntı geliyorsa hemen daima o tarafta yabancı bir cismin olabileceği akla gelmelidir. Ancak bazen her iki burun deliğinde de yabancı cisim olabileceği unutulmamalıdır. 02. BURUNDA YABANCI CİSİM FARKEDERSEM NE YAPMALIYIM ? Kesinlikle dokunmayınız, çünkü yabancı cisim geriye doğru ilerlerse nefes borusuna kaçabilir ve solunum problemi yaşanabilir. Vakit geçirmeden hemen bir KBB hastalıkları uzmanına başvurmalısınız. 02a. DOĞUMUNDAN İTİBAREN ÇOCUĞUMUN BURNUNUN BİR TARAFINDAN DEVAMLI OLARAK BOL MİKTARDA SU RENGİNDE, KOYU, YAPIŞKAN, ZAMAN ZAMAN KOYU SARI-YEŞİL RENGE DÖNÜŞEN AKINTISI OLUYOR. ACABA ÖNEMELİ BİR HASTALIĞI VAR MIDIR? * Bu yakınmalarının doğumdan itibaren olması bizi burunda yabancı cisim tanısından uzaklaştırır. * Bu durum çocukta " chonal atrezi " dediğimiz doğumsal bir burun probleminin olduğunu düşündürür. * Chonal atrezi de burnun genize açılan deliklerinden bir ( %75 ) ya da 2 tanesi ( %25 ) zar ve/veya kemik bir dokuyla kapalıdır. 8000 doğumda bir görülür, vakaların %50 'sinde başka doğumsal bozukluklar da mevcuttur ( delik kalp, cinsel organlarda gelişme geriliği, kulak anomolileri gibi ). * Tek taraflı olduğunda solunum güçlüğü yaratmakla beraber diğer taraf açık olduğu için yetersiz olsa da bebek burun solunumu yapar. Dikkat edilmez ise rahatlıkla gözden kaçabilir. * Normal bir insanda günde 500 ml burun salgısı salgılanmaktadır. Bu salgının büyük bir kısmı genizden arkaya doğru akar. Genize açılan delikte tıkanma varsa bu akıntı arkadan değil de önden akmaya başlar. Bu sıvı iltihaplandığında rengi sarı-yeşile döner * Tek taraflı tıkanıklıklarda acil cerrahi gerekmez daha ileri yaşlarda, uygun şartlarda ameliyat edilir. * İki tarafında kapalı olduğu durumlarda önemli olan bir an önce hava yolunun açılmasıdır. Bu durumlarda çocuk sürekli gözetim altında tutulmalıdır. * Her iki tarafta kapalı olduğundan yeni doğan bebek ağız solunumunu kullanmak zorundadır. Bu amaçla yutkunma esnasında hem ağızdan solumayı mümkün kılan hem de yutma işlevini kolaylaştıran özel emzikler kullanılmaktadır. * Bu çocukları kaşıkla ve sık sık beslemek en idealidir. Ancak bu yöntem çocuğun hava yutmasına ve sık sık geğirmesine neden olmaktadır. *Bazen de ağız solunumuna uyum sağlayana kadar ağızdan mideye yönlendirilen özel bir tüp ile hazır mamalar ile beslenmesi gerekebilir. * Bu kritik dönemde solunum zorluğu, alınan tüm önlemlere rağmen devam ederse acil cerrahi müdahale gerekir. * Şayet hasta uyum sağlayabiliyorsa acil dönem atlatılmış demektir, cerrahi müdahale ileri bir tariheertelenebilir. 03. BÖBREK TAŞI OLUR DA BURUN TAŞI OLMAZ MI ? Evet olabilir, genellikle tek taraflı görülür. Müzmin burun enfeksiyonları sonrasında, burun pisliklerinin bir nevi kireçlenmesi sonucunda meydana gelir. Aynı yabancı cisimlerde olduğu gibi kendini burnun o tarafında yoğun, pis kokulu akıntı ve kanama şeklinde gösterir. 04. BURUN KANAMALARINDA NASIL DAVRANMALIYIZ ? Öncelikle sakin olun paniğe kapılmayın, durdurulamayan burun kanaması yoktur. Kanamaların % 90’ı basit nedenlerden dolayı olan kanamalardır. Öncelikle hasta oturtulur,hep bilinenin aksine baş geriye doğru atılmaz hafifçe öne doğru eğilir,böylelikle kanın gereksiz yere yutulması ve boyun kaslarının boyun damarlarına yaptığı basıncın düşürülmesi nedeniyle kanamanın azalması sağlanmış olur. Kanamaların çoğu burun orta duvarının ( burun kemiği ) ön kısmından olduğu için burun ucundaki hareketli kanatlar baş ve işaret parmakları arasında 5 dakika boyunca sıkılır. Aynı zamanda ense veya alın kısmına soğuk su ile kompres uygulanır, bu işlem için soğuk suya batırılmış havlular veya buz parçaları kullanılabilir, bu arada hasta soğuk su ile ağızda gargara yapmalıdır. Bu işlemlerin amacı kanamaya neden olan damarların refleks olarak büzülmesini sağlayarak kanamanın durdurulması veya azaltılmasıdır. Burun sıkma işlemi bittikten sonra hala kanama devam ediyorsa buruna soğuk su çekmek kanamayı durdurabilir. Bütün bunlara rağmen kanama durmaz ise vakit geçirmeden bir KBB hastalıkları uzmanına başvurmanız gerekir. Kanamanın yoğunluğu ve tipine göre KBB uzmanı ya burun tamponu koyacak ya da kanayan damarı çeşitli yöntemlerle yakacaktır ( halk arasında bu işlem kabaca "kaynak yapma, yakma" olarak bilinir ). Bu işlemlerin bir kaç kez uygulanmasına rağmen kanama durmaz ise cerrahi olarak müdahale etmek gerekebilir. 05. BURUN KANAMALARINI ÖNLEMEK İÇİN NELERE DİKKAT ETMELİYİZ ? Poyrazlı ve kuru havalardan, havanın kurumasına neden olan klimalardan ve güneş ışığından mümkün olduğunca kaçının. Burun karıştırma alışkanlığınız varsa mutlaka terk edin. Kokain gibi tahriş edici özelliği olan zararlı bir takım maddeleri burun içine sürmekten kaçının. Kokain kullanma alışkanlığı olanlarda burun kanamalarına oldukça sık rastlamaktayız. 06. BURUN AÇICI DAMLA VEYA SPREYLERİN UZUN SÜRELİ KULLANILMASININ BİR ZARARI VAR MI ? Burnu açmak için kullanılan damlalar en fazla 3-4 gün kullanılmalıdır. Çünkü daha fazla kullanıldıklarında burunu açacağına burun etlerini büyüterek daha da fazla kapanmasına ve koku alma bozukluklarına yol açabilirler. Aynı zamanda yüksek tansiyon, kalp hastalıkları, göz tansiyonu ve prostat büyümesi gibi hastalığı olanların yakınmalarında artış görülebilir. Burundan genize doğru akan damlalar müzmin farenjit gelişimine katkıda bulunabilir. 07. UZUN SÜRELİ SERUM FİZYOLOJİK BURUN DAMLASI KULLANMANIN BİR ZARARI VAR MI ? Burun mukozası ( burnun içini döşeyen doku ) soluduğumuz havanın nemlendirilmesi ve ısıtılması açısından solunum faaliyetinde önemli rol oynar. Havada bulunan mikroorganizmalar, allerjenler veya tahriş edici maddelerin yarattığı reaksiyonlar sonucunda artan mukoza salgıları ödeme ve burun tıkanmasına neden olur. Üstelik mukoza sıvısı hastalık yapıcı mikropları taşıdığı için kulak, burun ve boğaz yollarını enfekte edebilir. Bu nedenle burun fonksiyonlarının düzenli olarak yerine getirilebilmesi için burnun yıkanması ve tıkanıklıkların giderilmesi gerekir. Serum fizyolojik damlalar ve okyanus suları işte bu amaç için kullanılırlar. Ara vermeden çok uzun süre ( örneğin aylarca ) kullanılan serum fizyolojik damlalar ( fizyolojik tuzlu su ) burun içini döşeyen dokunun yüzeyinde bulunan, sadece mikroskopla görülebilen ve çok önemli görevleri bulunan mikroskobik boyuttaki kıllara zarar verebilmektedir. Piyasada satılan okyanus suları bu açıdan daha güvenilirdir. Çünkü bu suların içinde tuzlardan başka burun dokusunu besleyen çeşitli mineraller de bulunmaktadır. Deniz suyunun bileşimi, bedenimizdeki hücreler arası sıvıya çok benzemektedir, içindeki tuz oranının oldukça yüksek olması nedeni ile burun tıkanıklığını azaltma ve burun mukozasının doğal nem dengesini korumada yardımcı olabilecek doğal ozmotik etkisi bulunan bir çözeltidir. Tek dezavantajları serum fizyolojiklere nazaran daha pahalı olmalarıdır. Toplumda çok sık yapılan bir yanlışlık ta evde hazırlanan tuzlu suların buruna çekilmesidir. Gereğinden fazla olan tuz yoğunluğu burun dokusuna zarar verebilir. 08. BAZI YÖRELERDE SİNÜZİT TEDAVİSİNDE BURUNA DAMLATILMAK SURETİYLE “ CIRT ATAN – ACI KAVUN “ DENİLEN BİR BİTKİDEN HAZIRLANAN “ EL YAPIMI İLAÇLAR “ KULLANILMAKTADIR, BU İLAÇLARIN BURUNA DAMLATILMASI DOĞRU MUDUR ? Elde hazırlanan bu ilaç buruna damlatıldığında şiddetli bir tahriş özelliği göstererek, yoğun bir şekilde burun dokusunun sıvı salgılamasına neden olmakta ve bu halk arasında yanlış olarak “sinüslerdeki iltihap boşalıyor” şeklinde yorumlanmaktadır. Tedavi edici hiçbir etkisi bulunmamakla beraber tam aksine burun dokusunu tahriş ederek büyük zararlar verebilmekte ve allerjik bir takım problemlere neden olabilmektedir. 09. ORTA KULAĞIM İLTİHAPLANDIĞINDA KULAK DAMLASI ( ! ) BEKLERKEN BURUN DAMLASI VERİLDİ ARADAKİ İLİŞKİYİ ANLAYAMADIM, AÇIKLAR MISINIZ ? Orta kulak ile geniz arasında burun arka deliklerine yakın bölgede “ östaki tüpü “ dediğimiz orta kulağın havalanmasını dolayısıyla orta kulağın basıncını ayarlayan bir tüp vardır ve bu tüp orta kulak enfeksiyonlarında tıkalıdır. Burun yoluyla damlalar verilerek östaki ağzına ulaşılır ve böylelikle tıkanıklık çözülerek orta kulağın havalanması sağlanmış olur. Orta kulak iltihaplarında çok yaygın olan yanlış bir uygulama da çocukların burnuna serum fizyolojik damlatılmasıdır. Üst solunum yolu mukozasının nemlendirilmesine yönelik düşünülen bu uygulama burun ve genizi tahriş ederek burada bulunan mikroskobik kılların fonksiyonunu olumsuz yönde etkilemekte ve iltihaplanmaya neden olarak amaçlananın aksine kendisi hastalığın varlığını artırmakta ve seyrini kötüleştirmektedir. Serum fizyolojik yerine ortamın nemlendirilmesi tercih edilmelidir. 10. NEZLE ( SOĞUK ALGINLIĞI ) VE GRİP AYNI İKİ HASTALIK MIDIR ? Hayır aynı hastalık değildir, bu hastalıkları meydana getiren mikroplar ve hastalıkların ağırlık dereceleri birbirlerinden farklıdır. Nezle gribe nazaran daha hafif seyreder. Her iki hastalıkta da ateş, kırgınlık, halsizlik, üşüme, iştahsızlık, öksürük, baş ağrısı, kas ağrısı, sulu burun akıntısı, burun ve genizde yanma ve burun tıkanıklığı gibi yakınmalar görülebilir. Ancak grip daha ağır seyreder, gripte ateş, kırgınlık ve kas ağrısı daha ön plandadır. Grip genellikle salgınlarla seyreder ve aşısı vardır. 11. NEZLE VE GRİPTE ANTİBİYOTİK KULLANMANIN FAYDASI VAR MIDIR ? Kesinlikle faydası yoktur. Çünkü bu hastalıkları oluşturan mikroplar “ virüs “ dediğimiz canlılardır, antibiyotiklerin bu mikroplara karşı hiçbir etkisi yoktur. Nezle veya gribin seyri esnasında “ bakteri “ dediğimiz mikroplar olaya karışarak klinik tablonun ağırlaşmasına neden olabilirler, sadece bu durumlarda istisna olarak bakterilere karşı antibiyotik kullanmak gerekebilir. Ancak bazı anti-viral ilaçlar hastalığın ilk 1-2 günü içerisinde kullanıldığında büyük oranda gribi önlemektedir. Ayrıca virüs ile temasta bulunan yüksek riskli kişilere bu ilaçlar korunma amacıyla verilebilir. 12. NEZLE VE GRİBİN TEDAVİSİ NASIL OLMALIDIR ? Tamamen şikayetlere yönelik tedavi yapılır. Ateş düşürücü, ağrı kesici, burun açıcı ve öksürük dindirici ilaçlar verilir. Vücut direncini artırmak için yatak istirahatı ve özellikle C vitamini önerilir. Buharlı ve mentollü banyolar önerilir. Antibiyotik kullanmanın hiçbir anlamı yoktur. 7-10 günden fazla süren grip veya nezle söz konusu olduğunda altta yatan başka bir hastalığın olabileceği unutulmamalı ve mutlaka bir KBB hekimine başvurulmalıdır. 13. NEZLE VE GRİPTEN KORUNMAK İÇİN NE YAPMALIYIZ ? Kapalı ve kalabalık yerlerde ( anaokulları, kreş, uçak vs.) hastalık hızlı yayılım gösterir. Dolayısı ile açık havada veya doğal havalandırması iyi olan yerlerde bulunmak enfeksiyon riskini azaltır. İş yerlerindeki kapı kolları, telefon ahizeleri, fotokopi aletleri ve tokalaşmak potansiyel tehlike kaynaklarıdır. Çünkü grip virüsleri ciltte, havada ve diğer materyallerde üç saat boyunca hayatta kalabilir. Ve her insan farkında olmadan bir saat içinde sayısız kereler burnunu ellediği ya da gözlerini ovuşturduğu için virüsler gözyaşı kanalları aracılığıyla ya da doğrudan burun yoluyla bulaşabilir. Sanılanın aksine virüsler dudak dudağa öpüşme yoluyla fazla bulaşmıyor. Stres ve dengesiz beslenmeden kaçınmak gerekir, çünkü stres ve beslenme bozukluğu bağışıklık sistemini baskılayarak vücut direncini düşürebilir. Bağışıklık sisteminin kendini yenileyebilmesi için 4 - 5 saatlik uykuya ihtiyacı var.Tek bir geceyi bile ayakta geçirmek virüslerle savaşan hücre sayısını yüzde 50 oranında azaltıyor. Çıplak ayakla dolaştığınızda üşütebileceğiniz iddiası boş bir efsane değil. Eğer evde çıplak ayakla dolaşıyorsunuz ve evinizde yerden ısıtma sistemi yoksa ayaklarınız üşüyecek ve düşük ısı sinyalini alan vücudunuz kendiliğinden damarları daraltacak, bu da kan dolaşımını yavaşlatacak ve burnunuzdaki mukoza zarı da bundan etkileneceğinden nemlilik oranı ilebirlikte savunma gücü de düşecektir. Pizza ve hamburgerlerin çok miktarda yağ içerdiğini, buna karşılık besleyicilik oranının düşük olduğunu herkes biliyor. Ağırlıklı olarak fast food tarzında beslenenler düşük miktarda vitamin alır, mukoza zarı hücreleri bundan zarar görür ve virüslere karşı savunma sistemi zayıflar. İnsanlar daha az susuzluk hissettikleri için soğuk kış aylarında daha az sıvı tüketirler. Oysa mukoza zarlarının hastalık etkenlerine karşı direnebilmeleri için her zaman nemli olmaları gerekir, bunu sağlamanın tek yolu da bol sıvı, yani günde ortalama iki litre kadar sıvı tüketmekten geçer. Sigara, vücudun savunma sistemini öldürdüğü gibi, mukoza zarlarının temizleme fonksiyonlarını yerine getirmesini engelleyerek virüslerin dışarı atılmasını güçleştiriyor. Ayrıca virüsler dumana kolayca yapışabildiği için dumanlı ortamlarda daha fazla hastalık yapıcı etkenlere rastlanıyor. Buz gibi havada saatlerce ter içinde koşsanız bile hasta olmazsınız, aksine spor ve hareket vücudun savunma sistemini güçlendirir. Ama daha sonra hemen giyinmek şartıyla. Islak giysiler ve ıslak saçlarla etrafta dolaşmak savunma sistemini zayıflatır. Üzüntü, korku, ya da çaresizlik türünden olumsuz stresler altında olanların bağışıklık sistemi zayıflıyor. Araştırmalar aşk acısı ve imtihan heyecanı gibi streslerin yanı sıra aile sorunları ve işsizliğin bağışıklık sistemini en fazla zayıflatan stres kaynakları olduğunu gösteriyor. 14. GRİP AŞISI OLMANIN BİR FAYDASI VAR MIDIR ? Grip aşısının koruyuculuğu % 75-90 civarındadır. Yani aşı olsanız bile yine grip geçirebilirsiniz. Grip aşısı olanların grip olsalar bile hastalığı daha hafif geçirdikleri gözlenmiştir. Grip aşısı risk altındaki kişilerde hastane tedavisini ve ölümleri engellemektedir. Sağlıklı kişilerde yaşam kalitesini artırabilmektedir. Koruyuculuk 1-2 hafta içinde başlar 6-12 ay boyunca sürer. Yapılan grip aşısı sadece o yıl için koruyucudur. Aşı her sene yeniden yapılmalıdır. Çünkü her sene mikrobun tipi değişmektedir. 15. HERKESİN GRİP AŞISI OLMASINI ÖNERİR MİSİNİZ ? Bu konu üzerinde bir fikir birliğine varılmış değildir, tartışmalar halen sürmektedir. Grip aşısı yaptırma konusunda hekiminize danışarak karar vermeniz yapılacak en doğru hareket olacaktır. Mutlaka aşı olması tavsiye edilen kişileri şöyle sıralayabiliriz: 65 yaş üzerindeki yaşlılar Müzmin böbrek, akciğer, bronş ve kalp hastalığı olanlar ( böbrek yetmezliği, astım, müzmin bronşit gibi ) Kanserli hastalar Şeker hastaları Diyalize giren hastalar Uzun süreli aspirin tedavisi gören çocuklar Akdeniz anemisi, orak hücreli anemi gibi kan hastalığı olanlar Bunların dışında yüksek risk gurubu dediğimiz kişilerin de aşı olması önerilir. Hastane gibi ortamlarda çalışan sağlık personeli. Kapalı ortamlarda yaşamak ya da çalışmak zorunda olanlar ( kreş, ana okulu, fabrika vs ) Çok sık üst solunum yolu enfeksiyonu geçirenler. Gebeler istedikleri takdirde ilk 3 ay’dan itibaren aşı olabilirler 16. RİSK GURUPLARININ HİÇ BİRİSİNE DAHİL DEĞİLİM BU DURUMDA GRİP AŞISI OLMAMI ÖNERİR MİSİNİZ ? Bu tamamen sizin verebileceğiniz bir karardır. Grip olmak sizi gerek maddi gerekse de manevi yönden olumsuz olarak etkiliyorsa, örneğin hastalığı çok ağır geçiriyorsanız veya hasta olduğunuzda işinizi yapamamak zaman ve para açısından sizi olumsuz etkiliyorsa aşı olabilirsiniz. 17. GRİP AŞISI KİMLERE YAPILAMAZ ? Aşı yumurtadan üretildiği için yumurtaya alerjisi olanlar bu aşıyı yaptıramazlar. Ayrıca 6 aylıktan küçük çocuklara grip aşısı yapılmaz. Çünkü bu dönemde hamilelik sırasında anneden çocuğa geçen bir takım maddeler gribe karşı bebeği korumaktadır. 18. GRİP AŞISININ HANGİ AYLARDA YAPILMASINI ÖNERİRSİNİZ ? Her yıl grip salgınlarından önce, ekim ayının başlangıcından kasım ayının ortalarına kadar aşı olmanız tavsiye edilmektedir. Erişkinler için tek doz yeterli olmakla beraber, 9 yaşından küçük çocuklarda eylül ayında ilk dozun yapılması ve ikinci dozun da en erken 1 ay sonra aralık ayından önce yapılması önerilmektedir. 19. BENDE ALLERJİK BURUN NEZLESİ ( SAMAN NEZLESİ ) VAR ACABA İLERDE ASTIMA ÇEVİRİR Mİ ? Allerjik nezle astım için çok önemli bir risk faktörüdür. Bu hastalarda ileride astım gelişme riski allerjik nezlesi olmayanlara göre 11-17 kat daha fazladır. Genel olarak tüm astımlıların % 75-80’inde allerjik nezle görülmektedir. Astım ve allerjik nezle belirtileri hastaların % 25 kadarında aynı zamanda başlamaktadır. 20. ALLERJİK NEZLE GEÇİCİ BİR HASTALIK MIDIR ? Allerjik nezle bir kez açığa çıktı mı ömür boyu devam edebilen ve bugün hala hazırda allerjik kökenli denebilecek tek hastalıktır ( kurdeşen, ilaç, gıda ve böcek allerjileri allerjik hastalıklar gurubunda olmakla beraber, her zaman allerji kökenli olmayabilir, astım, yıl boyunca süren nezle ve egzema gibi durumlarda allerji esas neden olmayıp, hastalığı etkileyen bir faktör olarak rol oynar. Belirtiler genellikle ilk yıllarda artıp daha sonra sabitleşir. Henüz bilinmeyen nedenlerle belirtiler zaman zaman tamamen kaybolabilmektedir. İyilik döneminin uzunluğu kişisel ve çevresel faktörlere göre değişebilmektedir. 21. ALLERJİK NEZLE’YE ZEMİN HAZIRLAYAN RİSK FAKTÖRLERİ NELERDİR ? Genetik ve ailesel faktörler önemli rol oynar, genellikle ailede allerjiye yatkınlık vardır.Atopi ( allerjiye yatkınlık ) kalıtsal bir durum olup an babadan çocuğa geçer. Anne babadan biri allerjik ise çocuğun allerjik olma şansı % 30, anne babadan her ikiside allerjik ise bu oran 60 dır. Çocuk sayısı fazla olan ailelerde allerjik nezle daha az görülmektedir, bunun tam olarak nedeni bilinmemektedir, ama çok kardeşi olanların daha çok enfeksiyon geçirdikleri ve bu durumun da allerjik hastalıklara karşı koruyucu bir etki gösterdiği söylenmektedir Allerjenlere maruz kalınması hastalığın açığa çıkmasında önemli rol oynar. En popüler allerjenler ev tozları ve polenlerdir. Son yıllarda yapılan pek çok araştırma gösterdi ki yaşamlarının ilk yıllarında ( dikkat ! daha sonraki yıllarda değil ) evlerinde hayvan beslenen çocuklarda allerjik hastalıklar daha az görülmektedir. Hava kirliliği önemli faktörlerden birisidir. Sanıldığı gibi sadece kışın değil yazın da hava kirliliği büyük problem yaratmaktadır. Yaz aylarında egzoz gazı gibi havada biriken gazlar güneş ışığı ile tepkimeye girerek bir takım toksik ve allerjik maddelerin açığa çıkmasına neden olmaktadır. Sigara : Özellikle gebelikleri süresince ve doğumdan sonra sigara içen annelerin bebeklerinde hem solunum yolu hastalıkları ve hem de allerjik hastalıklar daha fazla görülmektedir Beslenme alışkanlıkları: anne sütünün az verilmesi, gelişigüzel kullanılan bebek mamaları, hazır dondurulmuş gıdalar, katkı maddeli besinler ve vitamin eksiklikleri allerjik hastalıklara zemin hazırlamaktadır. Kişi yaşlanmaya, bağışıklık sistemi zayıflamaya başladığında, allerji azalır veya yıl boyu görünen tipine daha nadir olarak rastlanır. 22. EV TOZU NASIL ALLERJİ’YE SEBEP OLUYOR ? Allerjiye neden olan asıl şey tozun kendisi değil bünyesinde barınan “ akar “ adı verilen böceklerin dışkılarıdır. Akarlar milimetrenin üçte biri büyüklüğünde olan, canlıların deri döküntüleri ile beslenen ve nemli ortamları seven ( % 45 ‘ in altındaki nemli ortamlarda yaşamaları zordur), genelde daha çok yünlü ve tüylü yataklar, yastıklar, halılar ve döşemeli mobilyalarda barınan mikroskobik böceklerdir. 23. EV TOZU HARİCİNDE BAŞKA HANGİ MADDELER ALLERJİDEN SORUMLUDUR ? Bügüne kadar 20 bin civarında allerjen tanımlanmıştır. Akarlar haricinde hamamböceği, arı gibi böcekler, inek sütü, yumurta, çilek, muz, soya fasulyesi, kabuklu ve yağlı kuru yemişler, kabuklu deniz ürünleri gibi besinler, çam, çınar, kavak, meşe gibi ağaçlar, çayır ve ot polenleri, kuş, kedi ve köpek tüyleri en sık karşılaşılan diğer allerjenlerdir. 24. ALLERJİK NEZLESİ OLANLAR NELERE DİKKAT ETMELİ, EVLERİNDE VE DIŞARIDA HANGİ ÖNLEMLERİ ALMALIDIRLAR ? Çarşaflar, battaniyeler, yastık ve yatak kılıfları en az haftada bir 550 C’ de, hastanın elbiseleri ise sık sık 600 C de sıcak su ile yıkanmalıdır. Çamaşırlar kızgın ütü ile ütülenmelidir. Hastanın odasında olabildiğince az eşya olmalıdır. Özellikle tüylü oyuncaklar, döşemeli mobilyalar ve kitaplar toz tutarak akarların çoğalmasını kolaylaştırabilirler. Odada mümkünse yalnızca o gün kullanılan kitap ve defterler bulunmalıdır. Çocuklar kesinlikle tüylü oyuncaklar ile yatmamalıdır, çok istiyorsa yıkanabilen bir kumaş oyuncakla uyuyabilir. Hasta açısından sakıncası yoksa uyurken yatak odası kapısı kapatılarak evin diğer kısımlarından buraya allerjenlerin gelmesi önlenmelidir. Yastıklar sıcak su ile yıkanabilir elyaftan veya pamuk olanından seçilmelidir. Yastıklarınız yıkanabilecek türden değilse yastığınız plastik bir örtü ile kaplanmalı ve yastık kılıfı bunun üzerine geçirilmelidir. Yatak odanızın zemini parke, marley, mermer veya seramik gibi kolay temizlenebilir sert malzemeden yapılmış olmalıdır. Kapı ve pencereler ıslak bir bezle sık sık silinmelidir. Çekmece, dolap ve sandık gibi uzun süre kapalı kalan yerler ayda bir temizlenmelidir. Halı yerine sıcak suyla yıkanabilir kilim veya benzeri şeyler tercih edilmelidir. Bunlar da her hafta yıkanmalıdır. Zemini tümüyle halı kaplamak gerekiyorsa doğrudan beton üzerine kaplanmamalıdır. Arada kalan pürüzlü zemin akar üremesi için çok uygun bir ortam teşkil edebilir. Halı kullanıyorsanız halılar 15 günde bir % 3 oranında tannik asit içeren eriyikler püskürtülerek ( kimyasal madde satan depolarda bulabilirsiniz ) elektrikli süpürgeyle iyice temizlenmelidir. Perdeler kadife gibi toz tutabilen kumaşlar yerine sıcak suyla yıkanabilir kumaştan olmalıdır. Koltuk ve kanepelerin üzerine yıkanabilir kumaştan örtüler serilmelidir. Halı ve diğer tüm eşyalar her hafta elektrikli süpürgeyle iyice temizlenmelidir. Akar mücadelesi için özel olarak yapılmış yüksek filtreli özel süpürgeler var olmakla beraber normal elektrikli süpürgeler de oldukça yararlı sonuçlar vermektedir. Satın alma imkanı varsa akar mücadelesi için özel olarak üretilmiş akarları öldüren akarsid sprey ya da köpük gibi ürünler temin edilmeli ve belirli aralıklarla kullanılmalıdır. Nemli ve sıcak ortamlar akarların üremesi için uygun ortamlardır. Ev rutubetli ise sık sık havalandırılmalı ve eğer evde klima varsa nem giderici konumunda (dry) çalıştırılmalıdır. Klimaların filtreleri sık sık temizlenmelidir. Nemli duvarlar küf ürememesi için seyreltilmiş çamaşır suyu ile yıkanmalıdır. Çöpler dışarıda plastik bir torbada kapalı olarak tutulmalıdır. Havayı filtre eden cihazlar genel olarak yararlı olarak kabul edilse de ev tozu allerjisinde çok önemli bir katkı sağlamadıkları gözlenmiştir. Mümkün olduğu müddetçe ateş düşürücü ve ağrı kesici olarak tercih edilen ilk ilaç Aspirin olmamalıdır. Evde kesinlikle sigara içilmemelidir. Sigara haricinde ısınma ve yemek pişirme için kullanılan yakıtlar da evin havasını kirletir. Bu yüzden havalandırmaya önem verilmelidir. Evde kedi, köpek ve tavşan gibi tüylü hayvanlar beslenmemelidir. Evcil hayvan olarak akvaryum balıkları tercih edilebilir. Polen alerjiniz varsa dışarıda mutlaka güneş gözlüğü takılmalı, eve gelindiğinde gözlük bol su ile yıkanmalı, şapka takılmalı, takılmıyorsa saçlar yatmadan önce mutlaka yıkanmalıdır, çünkü saçlara bol miktarda polen yapışmış olabilir. Polenler genel olarak günün erken saatlerinde atmosfere yayılmaya başlarlar, en yoğun oldukları saatler 14.00-16.00 saatleri arasındadır. Rüzgarlı günlerde miktarları fazladır. Yağmur sırasında genellikle yere düşerler ve miktarları azalır. Yağmur sonrası tekrar yüksek değerlere ulaşırlar. Sis polenlerin yayılmasını önler. Bu yüzden yağmurlu havalardan hemen sonra ve yukarda belirtilen saatlerde mümkün olduğu kadar dışarı çıkılmamalıdır. Polenlerin yoğun olarak bulunduğu sıcak, kuru ve fırtınalı havalarda dışarı çıkılmamalıdır. Polen zamanı seyahat için deniz kenarları tercih edilmelidir. Polen zamanı açık havada spor ve egzersiz yapılmamalıdır. Evdeki saksı çiçekleri küfler için uygun üreme alanları olduğu için, yatak odalarında ve hatta evin hiçbir yerinde saksı bulunmamalıdır. Tüm evin böceklerden ( örneğin hamamböcekleri ) arındırılması için ilaçlama yapılmalı, evcil hayvanların yiyecek ve içecekleri açıkta bırakılmamalı, evin sadece bir yerinde yemek yenmeli ve bulaşıklar hemen yıkanmalıdır. Parfüm, oje ve boya gibi keskin kokulu maddelerden mümkün olduğunca uzak durulmalıdır. Banyolar sık sık havalandırılmalı ve kuru bırakılmalıdır. Banyo havası buharla aşırı dolu ve havasız olmamalıdır. 25. ALLERJİ NEDENİYLE TÜYLÜ OYUNCAKLARI YASAKLAMAMA RAĞMEN ÇOCUĞUM BU OYUNCAKLARINDAN BİR TÜRLÜ AYRILMAK İSTEMİYOR NE YAPMAMI ÖNERİRSİNİZ ? Tüylü oyuncağı iki haftada bir plastik bir torba içinde 12-24 saat süreyle derin dondurucuda bırakarak akarların ölmesini sağlayabilirsiniz. 26. ALLERJİK NEZLE HASTASIYIM, ANCAK EVDE KEDİ BESLİYORUM ONDAN AYRILMAM MÜMKÜN DEĞİL NE YAPABİLİRİM ? Hayvanın hareket alanları sınırlanmalı, evin sadece bir odasında yaşamasına izin verilmeli, yatak odasına kesinlikle alınmamalıdır. Hayvan girmese bile yatak odasının kapısı daima kapalı tutulmalıdır. Ev her gün havalandırılmalıdır. Kedi haftada bir yıkanmalı veya ıslak bir bezle silinmelidir. Daha sık yıkanması önerilmez. Hayvanın derisine sürüldüğünde allerjenleri azaltan ürünler kullanılmalıdır. Hayvanın taranması, fırçalanması ev dışında ve başka biri tarafından yapılmalıdır. Not: Erkek kediler dişi kedilere nazaran daha fazla allerjen madde üretirler. 27. KEDİYİ EVDEN UZAKLAŞTIRIRSAM ALLERJİ SORUNUM BİTER Mİ ? Yapılan araştırmalar göstermiştir ki kedi evden çıkarıldıktan aylar hatta yıllar sonra bile evde rahatsızlık yapabilecek düzeyde allerjen bulunabilir. Yani tek başına kediyi evden uzaklaştırmak tam çözüm sağlamaz. 27a. ALLERJİK NEZLEDE HANGİ İLAÇLARI KULLANABİLİRİM? 1. Anti-histaminikler: Daha çok hapşurma, kaşıntı ve burun salgısını azaltmak için kullanılırlar. Maxımum etkiyi sağlamak için bu ilaçlar allerjenle karşılaşmadan alınmalıdırlar. Uzun kullanımda anti-histaminiklerin etkisi kaybolur, bu durumda anti-histaminiğin tipi değiştirilmelidir. Genellikle ağız yoluyla alınmakla beraber ( Claratine, Aerius, Avil, İncidal, Telfast, Zyrtec vs), sprey şeklinde buruna lokal olarak uygulanan tipleri de vardır ( Nostil gibi ) 2. Dekonjestanlar irekt sprey şeklinde buruna ( Nostil, Otrivine, İliadin vs ) ya da ağız yoluyla uygulanan ilaçlardır. Anti-histaminiklerle beraber kullanıldıklarında ( Clarinase, Duact, Cirrus, vs ) daha iyi sonuçlar alınmaktadır. Ayrıntılı bilgi için tıklayınız.3. Steroidler: Daha çok Nasonex, Flixonase, Nasocort gibi spreylerin buruna lokal olarak kullanılması tercih edilmektedir. Ayrıntılı bilgi için tıklayınız. 4. Kromolin Sodyum: Allejenle karşılaşmadan kullanılması gereken spreylerdir. Yakınmalar oluştuktan sonra kullanılmaları anlamsızdır. Günde 4 kez kullanılmaları bir dezavantaj olarak kabul edilmektedir ( Kromolin, Allergo Comod Sprey vs ) 28. ALLERJİK NEZLE VEYA ASTIM HASTALIĞINDA BAZEN AŞI TEDAVİSİ ÖNERİLİYOR , AŞI TEDAVİSİ NEDİR AÇIKLAR MISINIZ ? Allerjiden sorumlu olan maddenin küçük miktarlarda hastaya verilmesi ve bunun giderek artırılması ile hastanın ilgili allerjik maddeye olan duyarlılığının azaltılması işlemidir. Bu yöntemde hastaya herhangi bir ilaç verilmesi söz konusu değildir. 29. AŞI TEDAVİSİ HER ALLERJİK HASTALIK İÇİN UYGULANABİLİR Mİ ? Hayır uygulanmaz. Deri ( örneğin egzama ), ilaç ( örneğin penisilin ) ve besin ( örneğin yumurta, balık ) allerjilerinde aşının uygulama alanı yoktur. NOT: En çok akar ve polen allerjilerinde kullanılmakla beraber, arı allerjisinde de tercih edilebilir ( son zamanlarda lateks - bir çeşit kauçuktan elde edilen madde- ki lastik eldiven, prezervatif, oyuncak ve çamaşır iplerinde kullanılır- ve yer fıstığı allerjilerinde de aşı tedavisi kullanılmaya başlanmıştır ). 30. HER ALLERJİK NEZLE VAKASINDA AŞI TEDAVİSİ UYGULANMALI MIDIR ? Hayır her vakada uygulanması gerekmez, aşı tedavisi için şartlarımız şunlardır : Öncelikle hatalığın kesin allerjik olduğu gösterilmelidir Hastanın az sayıda allerjene duyarlılığı olmalıdır, örneğin sadece ev tozlarına veya sadece çayır polenlerine. Allerjene maruz kalındığında mutlaka allerjik nezleye ait bulgu ve şikayetler ortaya çıkmalıdır. Hasta ilaç tedavisinden fayda görmemelidir. Allerjenden kaçabilmenin mümkün olmadığı durumların olması gerekir. 31. ALLERJİ AŞISI UYGULANDIĞINDA ALLERJİK NEZLE TAMAMEN GEÇER Mİ? Aşı tedavisi allerjik nezleyi tamamen geçirmez, ancak hastanın yakınmaları ya çok azalır ya da hastaya göre değişen süreler içerisinde yeterli bir iyilik hali gözlenir. Aşı tedavisinden fayda görme oranı % 60-70 civarındadır. 32. ALLERJİ AŞISI TEDAVİSİNİN SÜRESİ NE KADARDIR ? Klasik aşı tedavisinin süresi 3-5 yıldır bazen daha da uzayabilir. Hastada genellikle aşının başlamasından 3-4 aydan sonra belirgin bir rahatlama görülmeye başlanır. 3-6 ay süreyle haftada 1-2 kez uygulanır, daha sonraları bu aralar uzatılarak 15 günde bir daha sonra ise 3-4 haftada bir'e geçilir. 1 yıl geçmesine rağmen beklenen fayda görülmemişse aşı tedavisine son verilmelidir. Başarıda birinci şart aşının aksatılmadan düzenli olarak yapılmasıdır. 33. ALLERJİ AŞISI TEDAVİSİNDE YAPILAN İĞNELERDEN ÇOK KORKUYORUM, BU AŞININ BAŞKA BİR YÖNTEMLE UYGULANMASI MÜMKÜN DEĞİL MİDİR ? Klasik yöntemde aşı üst kol bölgesinde cilt altına yapılmaktadır. Son zamanlarda ağızdan damla yolu ile uygulanan aşılar üretilmiştir ( sublingual aşılar ) ve gittikçe daha yaygın olarak kullanılmaktadır. İğne şeklinde uygulanan tedaviye nazaran, daha rahat ve kolay uygulanabilmesi ( örneğin hastanın aşıyı kullanmak için herhangi bir merkeze gitmesi gerekmez, kendisi evde rahatlıkla uygulayabilir, çocukların artık iğneden korkmasına gerek yoktur ). Ancak bu yöntemin faydaları ve etkinliği yönünden kesin sonuçlara varmak için henüz çok erkendir. Şu an için kolay uygulanabilmesine rağmen özellikle " akar " allerjilerinde etkisi diğer yönteme nazaran daha azdır ve etkisi daha geç ortaya çıkmaktadır. 34. ALLERJİ AŞISI HER YAŞTAKİ HASTAYA UYGULANABİLİR Mİ ? Gençlerde ve çocuklarda aşı tedavisi daha iyi sonuç vermektedir. Genel kanı aşı tedavisine 5 yaşından sonra başlanılmasıdır. 35. BURUN ETİ NEDİR NE İŞE YARAR ? Sağda 3 solda 3 tane olmak üzere toplam 6 adet burun eti vardır, geniz etleri ile hiç alakaları yoktur, farklı yerlerde bulunan farklı yapılardır. İçlerinde yumak tarzında zengin kan damarları bulunur, bu damarlar genişleyince burun etleri büyür daralınca etler küçülür. Bu genişleyip daralmalar normalde gün içerisinde çeşitli defalar tekrarlanır ( sağlıklı insanların %60-70 'inde 30 dakikadan 3 saate kadar değişen süreler içerisinde ), çoğu kez bu olayı fark etmeyiz ancak burnumuzda kemik eğriliği, allerjik burun iltihabı gibi hadiseler varsa bu şişip inmeleri fark etmeye başlarız, hastalar bunu “ bazen burnumun bir yarısı açılıyor diğeri kapalı kalıyor, sonra yer değiştiriyor “ şeklinde izah ederler. Bu etler ne işe yarar ? Soluduğumuz hava belli bir ısı ( vücut sıcaklığı ) ve nem oranında ( % 100 nem ) akciğerlere gönderilmelidir işte bunu sağlayan burun etleridir ayrıca burun yolu ile giren toz, toprak ve mikropların ilk tutulduğu yerler burun etleridir. Burun etlerinin üzerini döşeyen mukozal örtüde anti-mikrobik lizozim, immünglobulin gibi maddeler bulunmaktadır. 36. BURUN ETİ BÜYÜMESİ NEDİR, NASIL TEDAVİ EDİLİR ? Allerjik ya da allerjik olmayan burun iltihapları, müzmin sinüzitler, burun kemiği eğrilikleri 4-5 günden fazla aylarca kullanılan dekonjestan burun damlaları gibi durumlar etleri büyüten sebeplerin başında gelir. Ayrıca daha çok kalp hastalıklarında kullanılan beta bloker dediğimiz ilaçlar bazı sinir ilaçları ve yüksek dozda kullanılan doğum kontrol hapları da burun etinde büyümeye neden olabilirler. Genellikle en altta bulunan et büyümektedir. İlk etapta altta yatan asıl neden bulunup tedavi edilmelidir, daha sonra steroidli burun spreyleri denenir. Steroidler sprey şeklinde kullanabileceği gibi ağız yoluyla veya direkt etin içine uygulanmak suretiyle de, kullanabilirler. Burun eti içine iğne yoluyla steroid enjekte etmek uzun yıllardır kullanılan bir yöntem olmasına rağmen nadiren uygulama sonrasında kalıcı körlük oluşma ihtimali vardır. Şimdiye kadar 11 hastada bu tip yan etki rapor edilmiştir. Ağız yoluyla steroid tedaviside etkili olmakla beraber kemik ve kas, kan şekerinin yükselmesi, katarakt veya ülser gibi sistemik yan etkilerinden dolayı pek tercih edilmemektedir. İlaç tedavisi ile etlerde küçülme sağlanamaz ise bir takım küçük cerrahi işlemler uygulanabilmektedir. En fazla uygulanan yöntem “ yakma “ olarak bilinen elektrik akımının kullanıldığı koterizasyon işlemidir. Son zamanlarda koterizasyon yerini “ radyo frekans dalgaları “ nın kullanıldığı koblasyon işlemine bırakmıştır. Radyofrekans ve koter arasında bazı farklılıklar vardır. Koterde elektrot kendisi ısınarak çevre dokularda harabiyet oluşturur. Bir ütüye benzetilebilir. Oysa radyofrekans yaydığı radyo dalgaları ile bir elektromanyetik alan oluşturarak hücre içi ve hücre dışı bölgedeki Na, Cl ve Mg gibi iyonları hareket ettirir. Birbirine çarpan bu iyonlar ısı üretir. Her iki yöntem de lokal anestezi ile burun uyuşturularak yapılır, işlem 30-40 sn sürer, koblasyon yöntemi daha rahat uygulanabilen, hastayı daha az rahatsız eden ve sonuçları daha iyi olan bir yöntemdir. Her güzelin bir kusuru vardır, bu yöntemin de kusuru fiyatının daha pahalı olmasıdır. Genellikle işlem sonrasında buruna tampon konulması gerekmez, konulsa bile burun kemiği ameliyatında olduğu gibi uzun süre bekletilmez. Hastanın hastanede yatmasına gerek yoktur, müdahaleden sonra hasta normal günlük aktivitelerine devam edebilir. Yakma veya radyofrekans yönteminden başka aynı amaç için laser ve kriyoterapi dediğimiz soğuk gaz ile yakma işlemi de diğer seçenekler arasında sayılabilir. Bu işlemlerden sonuç alınamaz ise cerrahi yoldan etin bir kısmının ya da tamamının çıkarılması söz konusu olabilir. Tamamının çıkarılması mecbur kalınmadıkça pek tercih edilmez. 37. BURUN KEMİĞİ EĞRİLİĞİ NEDİR ? Burunun ortasında burun boşluğunu ikiye bölen aslında kıkırdak + kemikten oluşan duvara halk arasında burun kemiği denmektedir. 38. HER BURUN KEMİĞİ EĞRİLİĞİ AMELİYAT EDİLMELİ MİDİR ? Her burun kemiği eğriliğinin ameliyat edilmesine gerek yoktur. Ameliyat için şu şartlar gerekir: Solunumu ileri derecede bozması. Rahatsız edici horlama ve uyku sırasında nefes tutma problemi yaratması. İnatçı burun kanamalarına neden olması. Sinüzit gelişimine neden olması ( çünkü sinüsler burun içine açılır, şayet eğri olan kısımlar sinüslerin ağzını tıkarsa sinüs enfeksiyonları gelişebilir ). Ağızdan solumaya neden olarak sık sık üst ve alt solunum yoları enfeksiyonlarının gelişmesine öncülük etmesi. Müzmin baş ağrılarına neden olması 38a. BURUN KEMİĞİ EĞRİLİKLERİNDE KOKU ALMA BOZUKLUĞU GÖRÜLEBİLİR Mİ? Normal olarak burun kemiği eğriliklerinde koku alma bozukluğu beklenmez. Ancak travmaya ya da daha önce yapılan ameliyatlara bağlı yapışıklıklar mevcutsa koku alma bozulabilir. Burun kemiği eğrilikleri haricinde müzmin burun ve sinüs iltihaplarında, burun poliplerinde, alerjik rinitde, kafa travmasına bağlı burun tavanı kırıklarında, burun tümörlerinde, bazı virüs enfeksiyonları sonrasında, psikiyatrik hastalıklarda ya da bazı ilaçların yan etkisi sonrasında koku alma kaybolabilir. 39. BURUN KEMİĞİ AMELİYATI HER YAŞTA YAPILABİLİR Mİ ? Burun kemikleri genellikle 18-20 yaşa kadar gelişimlerini sürdürürler. Dolayısıyla erken yapılan müdahaleler burun gelişimini bozarak şekil bozukluklarına neden olabilir. Bu nedenlemümkün olduğunca ameliyat için 18-20 yaşı bekliyoruz. Ancak çok zorunda kalırsak, sınırımızı bilerek ve temkinli davranarak, daha küçük yaşlarda da bu ameliyatı yapabiliyoruz. 40. BURUN KEMİĞİ AMELİYATINDAN ÖZELLİKLEDE BURUN’UMA KONULAN TAMPONDAN ÇOK ÇEKİNİYORUM, BU AMELİYAT HAKKINDA BENİ AYDINLATIR MISINIZ ? Eskiden bu ameliyatlar genellikle bayıltmadan burun uyuşturularak ( lokal ) yapılırken, günümüzde genel anestezi de ( narkoz ) yaygın şekilde kullanılmaktadır. Eskiden hastalar ameliyat sırasında tüm olan bitene şahit olurlar, bazı hastalar özellikle aletlerin seslerinden bazıları ise uyuşukluğun etkisinin geçmesiyle duyulan acıdan yakınırlar ve bir daha mı ? asla ! derlerdi. Genel anestezinin tercih edilmesinin nedenlerinin başında hastanın hiç acı duymaması, hiç bir şey görüp hissetmemesi ve genel anestezinin günümüzde en az lokal ameliyatlar kadar güvenli olması sayılabilir. Hastaların çok çekindikleri, çıkarılırken çok acı duydukları tampon meselesine gelince: ameliyat sonrasında konulan tamponları 2 gün süreyle burunda bırakırız, tampon olarak eskiden olduğu gibi 25-30 cm uzunluğunda gazlı bez veya kumaş şeritler kullanmıyoruz, günümüzde artık süngere benzeyen 5-8 cm uzunluğunda, kanı görünce kendiliğinden şişen ve çıkarılması çok kolay olan özel tamponları tercih etmekteyiz. Hastaların diğer şikayet ettikleri bir konu ise tamponlu iken burundan nefes alamamalarıdır. İçerisinden plastik sonda geçen tamponlar sayesinde artık hastalar tamponlu iken bile rahatlıkla nefes alabilmektedir. 41. BURUN KEMİĞİ EĞRİLİĞİ AMELİYATINDAN SONRA GÖZ ALTLARIMDA MORARMA, BURUNUMDA ŞİŞME OLUR MU ? DIŞARDAN BAKILDIĞINDA AMELİYAT OLDUĞUM ANLAŞILIR MI ? Bu ameliyat tamamen burun içerisinden yapılan ve sadece ortadaki kıkırdak + kemik bölümüne müdahale edilen bir girişimdir. Dolayısı ile dışardan ameliyat olduğunuzu anlamak mümkün değildir. Burunun yanak ve alın bölgesine komşu olan kemik yapılarına müdahale edilmediğinden dolayı burunda şişme ve göz altlarında morarma görülmez. Bu duruma daha çok estetik burun ameliyatlarında rastlamak mümkündür. 41a. BURUN AMELİYATINDAN SONRA ZAMAN ZAMAN BURNUMUN İÇİNDE KABUKLANMA OLUYOR, KANIYOR VE BAZEN NEFES ALDIĞIMDA ISLIK SESİNE BENZER BİR SES DUYUYORUM. PROBLEMİM NE OLABİLİR ? Burun ameliyatının komplikasyonlarından bir tanesi de " septal perforasyon " dediğimiz ortadaki burun kemiğinde meydana gelen deliklerdir. Hastaların yakınmaları bu deliklerin yerine ve boyutuna göre değişir. Büyük deliklerde genellikle kabuklanma ve kanama görülürken, küçük deliklerde ıslık sesi ön plandadır. Ön taraftaki delikler daha çok yakınmaya neden olurlar. Büyük deliklerde solunan hava karşı tarafa kaçtığından burun kemiği eğri olmasa bile nefes alma zorlaşır. Septal perforasyonlar burun ameliyatları haricinde kokain kullananlarda, burun kemiğinde abse gelişenlerde, burun kurcalama alışkanlığı olanlarda, frengi, tüberküloz,lepra gibi hastalıklarda ve bazı ağır metal solumaya bağlı meslek hastalıklarında da görülebilmektedir. Delik ameliyat ile kapatılabilir. Ancak çapı 2 cm den büyükse ameliyatın şansı çok düşüktür, ameliyat edilmeyen vakalarda silikondan yapılan düğmeler deliği kapatmak için kullanılabilir. 42. ESTETİK BURUN AMELİYATI OLDUM, NELERE DİKKAT ETMEM GEREKİR ? Uygun iyileşmeye zaman tanımak için koşma, yüzme ve hatta öne eğilme gibi kan basıncını artıran aktiviteler ilk birkaç hafta kısıtlanmalıdır. Burun üstüne konulmuş alçı veya kalıp alındıktan sonra bir hafta süreyle yüz mimiklerinin mümkün olduğunca az kullanılması gerekir. 5 gün kontakt lens takılmamalıdır. En az 10 gün özellikle ön dişler fırçalanmamalıdır. 6 hafta güneş ışığından sakınılmalıdır. En az 3 hafta kadar buruna sert bir biçimde dokunulmamalıdır. Erken dönemde burunun yanak ve alın kısmına komşu olan bölgelerine kremle masaj önerilir. En az 4 ay gözlük kullanmamak gerekir. Daha sonra kullanılacak ise hafif çerçeveler seçilmelidir. Sportif faaliyetlerden bir süre uzak kalınmalı, daha sonraları çok dikkatli davranarak spor yapılmalıdır. Boğazı dar kıyafetleri giymekten kaçınılmalıdır. 43. ESTETİK AMELİYATINDAN SONRA BURUN EN SON ŞEKLİNİ NE ZAMAN ALIR ? Bu süre genellikle değişmekle beraber ortalama 6-12 ay arasıdır. 44. ESTETİK BURUN AMELİYATINI PLASTİK - ESTETİK CERRAHLAR MI YOKSA KBB HASTALIKLARI UZMANI MI YAPAR ? Bu işin eğitimini hem KBB hastalıkları uzmanı hem de Plastik - Estetik cerrahlar almaktadır. Dolayısı ile her iki gurupta bu ameliyatı yapabilir. 45. FUTBOLCULARIN MAÇ SIRASINDA BURUNLARINA YAPIŞTIRDIKLARI BANDIN ÖZELLİĞİ NEDİR ? Normalde burun kanatları ile ortadaki burun kemiğinin arasındaki açı 150 kadardır. Bu bantlar sayesinde bu açı daha da artmakta ve futbolcunun daha rahat nefes alması sağlanmaktadır. 46. SİNÜZİT NEDİR VE HANGİ YAKINMALAR GÖRÜLÜR ? Kafa kemikleri içerisinde bulunan içi hava dolu boşlukların iltihabına sinüzit denir. Baş ağrısı, burun tıkanıklığı, öksürük, burun ve geniz akıntısı başlıca görülen yakınmalardır. Müzmin sinüzitte baş ağrısından çok geniz ve / veya burun akıntısı ön plandadır. 47. SİNÜZİTE BAĞLI BAŞ AĞRILARININ DİĞERLERİNDEN FARKI NEDİR ? Baş ve yüz ağrıları insanların hemen hepsinin zaman zaman yaşadıkları ve yakındıkları bir durumdur. Toplumda genel olarak baş ve yüz ağrılarının en sık nedeninin sinüs hastalıkları olduğu düşünülür. Halbuki baş ağrılarının en sık nedeni sinüs hastalıkları değildir. Baş ağrısı yakınması ile hekime başvuran hastalarda gerilim baş ağrısı, migren, boyun omuru hastalıkları, çene eklemi hastalıkları ve diş kökenli hastalık en başta gelmektedir. Sinüzite bağlı baş ağrıları genellikle künt, basınç şeklinde ( yani kasılır tarzda değil, sanki bir şeyle bastırılıyormuş gibi ), özellikle sabah kalkıldığında belirgin olan, öne eğilme veya ıkınma ile artan baş ağrılarıdır. Sinüs hastalığı olanlarda baş ağrısına ilave olarak burunda dolgunluk ve tıkanıklık hissi, burun ve / veya geniz akıntısı eşlik eder. 48. SİNÜZİTE YAKALANMAMAK İÇİN ALACAĞIMIZ ÖNLEMLER NELERDİR ? Soğuk,kuru ve kirli havadan kaçınılmalı. Kirli sularda yüzülmemeli, deniz veya havuza balıklama atlanmamalı Nezle- grip gibi üst solunum yolu enfeksiyonları geçiriliyorsa mümkün olduğunca dalış ve uçuş yasaklanmalı. Saçlar ıslak kalmamalı, kurutma makinesi kullanılırken burun içine kuru, sıcak fön havası üflenmemeli. Dengesiz beslenme, stres gibi vücut direncini düşüren şeylerden uzak durulmalı. Sigara içilmemeli, içiliyorsa dumanı burundan çıkarılmamalı. Burun kemiği eğriliği, geniz eti ve allerjik nezle gibi hastalıklar mutlaka tedavi edilmelidir. 49. SİNÜZİT GELİŞTİĞİNDE SİNÜSLERİN AYNI BURUN TEMİZLER GİBİ TEMİZLENMESİ MÜMKÜN MÜDÜR ? Evet mümkün. Sinüs içerisinde biriken iltihaplı sıvıyı boşaltmaya yardımcı olmak için Şu yöntemi uygulayabilirsiniz: Hasta başını geriye atmış şekilde sırt üstü uzanır ( baş yataktan sarkar ), eczaneden alınan serum fizyolojik ( tuzlu su ) ile hastalıklı sinüs tarafındaki burun boşluğu tamamen doldurulur ( unutmayınız sinüslerin hepsi burun içine açılır ), bu arada hasta devamlı “ k (ka) ” sesini çıkararak, yumuşak damağın genizi kapamasını sağlar. Bu işlem sırasında diğer burun deliği parmakla kapatılmış olmalıdır böylelikle oluşan negatif basınç sayesinde sinüsler serum ile yıkanmış olur. 50. SİNÜZİT AMELİYATLARINI HANGİ DURUMLARDA ÖNERİRSİNİZ ? Uzun süreden beri şikayeti olan, sık sık tekrarlayan ve ilaç tedavisine yanıt vermeyen vakalarda sinüzit ameliyatını önermekteyiz. 51. SİNÜZİT AMELİYATLARININ BİR İŞE YARAMADIĞI, SİNÜZİTİN SONRA YENİDEN GELİŞTİĞİ SÖYLENİR BU DOĞRU MU ? Kesinlikle doğru değildir, özellikle son yıllarda uygulanmakta olan “ endoskopik cerrahi “ yöntemiyle oldukça başarılı sonuçlar alınmaktadır. Özel ışıklı aletlerle yapılan endoskopik ameliyatlarda hastalıklı dokular direkt görülerek temizlenmekte dolayısı ile bu ameliyatlardan alınan sonuçlar daha tatminkar olmaktadır. Aynı zamanda hastaların hastanede kalış süresi kısalmakta, ameliyat sırasında ve sonrasında kendilerini daha rahat hissetmektedirler. Tekrarlayan vakalarda mutlaka allerji ya da kistik fibrozis ( bir çeşit doğuştan olan akciğer ve sinüsleri etkileyen bir hastalık ) gibi altta yatan başka nedenler araştırılmalıdır. |
|||||||||||||||||
|
|
|
![]() |
| Seçenekler | Arama |
| Stil | |
|
|
Benzer Konular
|
||||
| Konu | Konuyu Başlatan | Forum | Cevaplar | Son Mesaj |
| 2007 Virüsleri Bilgi Ve Korunma Yolları | DeJaVu | Destek Dokümanlar | 15 | 11-04-2008 09:59 AM |
| Virüslerin Bulaşma Yolları ve Korunma Teknikleri | Secan | Yeni Başlayanlar İçin Dökümanlar | 3 | 10-24-2008 06:06 PM |
| Bunaltıcı Sıcaklar ve Korunma yolları | Baymacintosh | Sağlık | 5 | 06-28-2007 05:49 PM |
|
|